BLOG
Eşitliği Çöpe Atan Vergi: "Değerli Konut Vergisi"
7194 sayılı kanunla 07 Aralık 2019 tarihi itibariyle “değerli konut vergisi” adında nur topu gibi yeni bir vergimiz daha oldu. Anayasanın 73/1 maddesine göre, “Herkes, kamu giderini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Mali gücün göstergesi ise; gelir, harcama ve servet. Son günlerde gündemin ilk sırasını işgal eden “değerli konut vergisi” de, yeni bir servet vergisi aslında. Bu verginin mükellefi, mesken nitelikli taşınmazın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa bu taşınmaza malik gibi tasarruf edenler olarak belirlenmiş. Bu bakımdan, değerli konut vergisinin mükellefiyet ölçütü ile emlak vergisindeki mükellefiyet ölçütü aslında aynı. Yani, değerli konut vergisi ödemekle yükümlü tutulanların tümü, aynı zamanda emlak vergisi mükellefi de.
Değerli konut vergisinin konusu, Türkiye sınırları içinde bulunan mesken nitelikli taşınmazlar. Ancak bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değeri 5.000.000,00-TL’nin altında olan mesken nitelikli taşınmazlar bu vergiden istisna tutulmuş. Yani, 21 milyon konut vergiden istisna iken, 147 bin konut bu kapsamda.
Değerli konut vergisi, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa eklenen maddeler ile ihdas edildi, Emlak vergisi kanununda ise mesken, işyeri, arsa ve arazilerin vergilendirilmesi düzenleniyor. Değerli konut vergisi serveti vergilendiriyor, ancak konut dışındaki işyeri, arsa, dükkan, mağaza vb. diğer taşınmaz varlığı unsurlarının verginin kapsamı dışında tutulmuş olması, Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik” ilkesine tümüyle ters. Bir başka anlatımla, bir binanın üst katları (sırf deniz görüyor diye) değerli konut vergisi kapsamında iken, daha değerli olduğunda kuşku bulunmayan dükkân (işyeri) bu verginin kapsamında değil. Anlaşılır bir durum değil.
Bunu geçtik diyelim. Değerli konut vergisine tabi konutlar nasıl belirleniyor? Vergiye tabi meskenlerin değerleri Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce tespit ediliyor. Bu tespitin nasıl yapılacağı hususunda idareyi bağlayıcı bir düzenleme şu an için yok. Bu tespitlerin masa başında yapıldığı kuşkusuz. Devletin konut fiyatlarını belirlemesi, serbest piyasaya devletin müdahale etmesi anlamına geldiğinden yatırımcıyı ürkütebilir. Objektif ölçütler getirilmesi gerekiyor.
Diğer yandan, değeri 5.000.000,00-TL ile 7.500.000,00-TL arasında olanlar binde 3, 7.500.000,00-TL ila 10.000.000,00-TL arasında olanlar binde 6 ve değeri 10.000.000,00-TL’yi aşanlar binde 10 oranında vergilendirilecek. Kanunda belirtilen tarifenin dilimli artan oranlı olarak uygulanması adaletsiz sonuçlar doğurmaya matuf. Bu nedenle, tarifenin, en azından, sabit oranlı olarak uygulanması daha doğru bir yaklaşım olurdu.
Yine, tek bir eve sahip ve değeri kanunda belirtilen sınırları aşan kimse ile birden fazla evi olan ve toplam değeri kanunda belirtilen sınırları aşan, ancak her bir evin değerinin sınırın altında kalan kimse arasında eşitsizlik olduğu kuşkusuz. Örneğin; 6.000.000,00-TL değere sahip bir kimse değerli konut vergisine tabi iken, her biri 2.000.000,00-TL değerinde üç adet eve sahip başka bir kimse bir kuruş vergi ödemiyor.
Bir diğer ilginç nokta da, tahsil edilen vergilerin belediyelere verilmemesinde. Oysa tahsil edilen emlak vergileri belediyelere ayrılırken, değerli konut vergisi, düzenlendiği kanunun gerekçesine de aykırı olarak, genel bütçe geliri olarak kabul ediliyor. Yani, aynı eve hem emlak vergisi ve hem de değerli konut vergisi ödeniyor, biri belediyeye, diğeri genel bütçeye gidiyor. Böylece aynı ev, iki kez vergilendiriliyor. Bu “mükerrer” vergileme de, hem 213 sayılı Vergi Usul Kanununa ve hem de Anayasanın 73. maddesine açıkça aykırı.
Olayın, uluslararası boyutu da var. Vergi, ciddi bir mesele ve mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendirdiğinden İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yakından takip ettiği bir konu. Buna göre, her vergi kişinin malvarlığında eksilmeye yol açtığı için mülkiyet hakkına bir müdahale teşkil ediyor. Bu müdahale; hukuki olmalı, meşru sınırlama amacı gütmeli ve kişinin mülkiyet hakkı ile güdülen meşru amaç arasında adil denge kurulmalı. Olayda bu ilkelere aykırı yönler varsa mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul ediliyor. Vergi ve diğer mali yükümlülükler, eğer ilgili kişiye aşırı bir külfet yüklüyor veya kişinin mali durumunu temelinden sarsıyorsa mülkiyet hakkı olumsuz etkileniyor.
Değerli konut vergisinin her yıl alınacak olması, aslında devleti, mükellefin konutuna belli bir oranda ortak yapıyor. Bu hususun mülkiyet hakkının özünü çiğnediği düşünülebilir. Diğer yandan, vergiye tabi değerli konut sahiplerinin çoğu burayı “miras yoluyla” edindiklerini ve kıt kanaat geçindiklerini savunuyor. Oysa bu vergi gerçek bir servet vergisi şeklinde taşınmazdan değil de, servetten alınmış olsa idi, böyle bir sorunla karşılaşılmayacaktı. Kaldı ki değerli konut vergisi borcu ödenmediğinde, taşınmazın haciz ve satış yoluyla elden çıkabilecek olması da verginin “ölçüsüz” olduğunu gösteriyor. Oysa Anayasada, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacı olarak belirlenmiş.
Konutun rakamsal değerlemesini müteakip mükellefin kanun uyarınca ihtirazi kayıtla vereceği beyan üzerine vergi dairesince tarh edilecek vergiye karşı vergi mahkemesinde iptal davası açması mümkün.
Değerli konut vergisi, serveti vergilendirmek amacından daha çok, genel bütçeye gelir sağlamak amacını taşıyor. Bu gerekçe bir yere kadar makul karşılanabilir. Devlet, bütçe dengesi için yeni vergiler ihdas edebilir. Ancak bu yapılırken, vergi ilkeleri ve vergi tekniğine riayet edilmeli, vergi adaleti ve vergi önünde eşitlik ilkesi kırılıp dökülmemeli.
- Depremin Vergisel Sonuçları-1
- VUK 359'UN ANAHTARI YARGITAY'DA!
- BİNLERCE ESNAFA TEKRAR HAPİS YOLU GÖZÜKTÜ
- VERGİ DAVALARINDA "SİRAYET" MÜMKÜN MÜ?
- COVİD-19 VERGİSEL MÜCBİR SEBEP SAYILABİLİR Mİ?
- KARŞILIKSIZ ÇEKTE DİP DALGASI GELİYOR!
- Vergi Barışında Başvuru ve Ödeme Süreleri
- Vergi, Prim ve İmar Affı Neler Getiriyor?
- 7104 Sayılı Kanun Yayımlandı.
- 7103 Sayılı Torba Kanun Neler Getiriyor?