Dil Seçimi
Menü
Sosyal Medya

VERGİ DAVALARINDA "SİRAYET" MÜMKÜN MÜ?

03/04/2026

Bölge idare (istinaf) mahkemelerince 2021 yılında verilen kararlardan, konusu 192.000,00-TL’yi geçmeyen davalara ilişkin olanlar kesin nitelik taşır ve temyiz yolu kapalıdır. Konusu 192.000,00-TL’yi geçen davalarda ise bölge idare (istinaf) mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. 

Diğer yandan, özellikle ceza yargılamasında çok sanıklı davalarda, bölge adliye (istinaf) mahkemesi hükmünün bir kısım sanıklar için kesin, bir kısım sanıklar için ise temyizi kabil olmasının, eş anlatımla Yargıtay'ın "sirayet" içtihadının vergi davalarında da uygulanabilirliği tartışılmalıdır. Zira bunun kabulü halinde, hak arama hürriyetinin ve mahkemeye erişim hakkının temini mümkün olacaktır.    

Ceza yargılamasında temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, kural olarak, süre ve istek koşulları yerine getirilmelidir. Sanıklardan birinin talebi diğer sanıkların da isteği yerine geçemez. İlgililer tarafından yasa yoluna başvurulmadığı takdirde hüküm kesinleşir. Ancak yasa koyucu, temyiz etmeyen sanıkların, hükmü temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını önlemek, adli yanılgılara engel olmak ve adaleti sağlamak için genel kuraldan ayrılmış, temyiz isteminde bulunulmuş gibi inceleme yapılmasında yarar görmüş ve bu amaçla “bozmanın sirayetini” kabul etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 306. maddesinin uygulanma koşulları, anılan madde gerekçesinde; “mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir ve infaz edilebilir hâle gelir. Kural bu olmakla beraber aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay’ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması uygun görülmüştür.

Bunun için;

1. Aynı mahkemece aynı kararla birden çok sanığın hükümlendirilmesi,
2. Sanıkların fiilinde 8 inci maddede tanımlanan nitelikte bağlantı bulunması,
3.Hükmün Cumhuriyet savcısı, katılan veya sanıklardan bir veya bir kaçınca ve sanıkların tümünü kapsamayacak şekilde temyiz edilmiş olması,
4.Hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına bozulması,
5. Bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileriyle ilgili temyiz
bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması gerekecektir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 46/b maddesine göre, konusu belli bir miktarı (2021 yılı için 192.000,00-TL) aşan vergi davalarında bölge idare (istinaf) mahkemelerince verilen kararların temyiz edilebileceği yazılıdır. Oysa uygulamada durum, bu hükümde belirtildiği gibi basit değildir.

Örneğin; kurum geçici vergileri, matrah yönünden kurumlar vergisine bağlıdır. Vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisine karşı açılan davada davanın kabulüne dair mahkeme kararına yöneltilen istinaf başvurusu kısmen kabul edilip, mahkeme kararının ilgili kısmı kaldırıldığında ve bahse konu karar temyiz edildiğinde, diğer yandan da, bölge idare (istinaf) mahkemesinin kurum geçici vergileriyle ilgili davada verdiği kararı miktar itibariyle temyiz merciine taşınamaması ve kararın kesin kabul edilmesinin adil yargılanma hakkıyla telifi mümkün değildir. Zira vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi tarhiyatına ilişkin bölge idare (istinaf) kararının bozulması halinde kesin olarak hükme bağlanan vergi ziyaı cezalı kurum geçici vergisi tarhiyatı dayanaksız kalacaktır. Örneğimizde, Danıştay, bölge idare (istinaf) mahkemesince kesin olarak verilen kararın temyiz talebini incelemeksizin reddetmiş ise de, bu durumun hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını zedelediği ortadadır.

Yine, aynı durum, muhtelif vergi türleri için de geçerli kabul edilebilir. Vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatına karşı açılan davayı Danıştay'a taşımak mümkün iken, kurumlar vergisine ilişkin davanın istinaf aşamasında kesinleşmesinde de benzer çelişki ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu çelişkinin önüne geçilmesini teminen Danıştay'ın bir an önce, ceza yargılamasındakine benzer şekilde, "sirayet" içtihadı tesis etmesi gerekir. Ceza yargılamasında çok sanıklı davalar bakımından geçerli olan bu ilke, idari yargı bakımından "bağlantı" ölçütüne bağlanabilir. Bu bakımdan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesi meseleye ışık tutmaya yeterlidir.     

Bu çerçevede, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 46/b maddesindeki kapsamı ve sınırı belirsiz olan "vergi davaları" tabirinin netleştirilmesi ve biri diğerinin hukuki sebebini teşkil eden veya birbiriyle maddi veya hukuki yönden bağlılık taşıyan vergi türleri bakımından açık ve belirli bir ayrım yapılmasında, yahut bu boşluğun Danıştay içtihatlarıyla doldurulmasında büyük yarar vardır. Mevcut durumda adalet terazisinin dengesi bozuktur ve büyük mağduriyetler yaşanmaktadır.    

Diğer Blog Yazıları
DANIŞMANLIK