Dil Seçimi
Menü
Sosyal Medya

Nakit Pazarlığının Arkasındaki Gerçek; Kart Komisyonu

04/05/2026

Sabah taksici "abi nakit ver, banka komisyon kesiyor" diyor. Akşam esnaf "kartla şu fiyat, nakit olursa indirimim" diye pazarlık yapıyor. Bu diyalog artık ülkenin ses kaydı. Ve bu ses, esnafın kasasında kaydedilmiyor, bizatihi bankanın bilançosunda görünüyor.

5464 sayılı Kanun müşteriden komisyon farkı istemeyi yasaklıyor. 2026 vergi düzenlemeleri belge kesilmeyen tahsilatlara 150.000 TL ceza yağdırıyor. Tüketici mağdur, esnaf sıkışmış, denetim sert. Peki bu denklemde kim rahat? Tek bir aktör; aracılık dışında hiçbir şey üretmeyen banka.

Çünkü banka size hizmet satmıyor, cironuza ortak oluyor. 200 TL'lik tost ile 2.000 TL'lik gömlek aynı altyapıyı kullanıyor; verinin sunucudan geçme maliyeti aynı. Ama komisyon yüzdesel olduğu için enflasyon her tırmandığında banka geliri sıfır emekle, sıfır yatırımla katlanıyor. Türkiye'nin enflasyonu bankanın iş modeli oluyor. Taksitli ve valörlü işlemlerde yük yüzde 20'yi aşıyor; esnaf sattığı ürünün beşte birini hiçbir şey üretmeyen bir aracıya devrediyor.

AB bu meseleyi 2015'te bitirdi. IFR takas komisyonunu kredi kartında yüzde 0,3, banka kartında yüzde 0,2 ile sabitledi; PSD2 komisyonun tüketiciye yansıtılmasını yasakladı. Biz hâlâ yüzde 2-4 bandında dönüyoruz, üstelik buna "piyasa koşulu" deniyor. Piyasa koşulu değil; BDDK'nın boş bıraktığı alanın adı.

Çözüm belli, sadece siyasi irade meselesi. Birincisi, yüzdelik komisyon kaldırılsın, işlem başına maktu sabit ücret gelsin; banka ürünün fiyatına değil verdiği hizmete göre kazansın. İkincisi, TCMB'nin Açık Bankacılık ve FAST altyapısı yazar kasalara zorunlu entegre edilsin; altyapı hazır, eksik olan tek şey bankaların rant koridorunu daraltacak cesaret.

Dijital ödeme şeffaf ekonominin zorunluluğu. Ama bu zorunluluğun faturası ne tüketicinin cebine ne esnafın kâr marjına kesilmeli. Aracının iştahına sınır koymak devletin aslî görevidir.

Diğer Blog Yazıları
DANIŞMANLIK